merhaba sevgili okur, bazı yazılarda eski hayatına değil, eski hâline dönmemeye yemin eden biri var. bu yazı biraz öyle.
bugün bakınca burada öfkeden çok karar görüyorum. dağılmış, yorulmuş, eksilmiş ama artık “bir daha aynı yere dönmem” diyen bir ses var. insan bazen kaybettiklerinden kazandıklarını ancak çok sonra anlıyor. o zamanlar bunu biraz daha sert, biraz daha küfürlü, biraz daha yaralı kurmuşum. biliyorum. ayrıca döndüm, nah denilmez yerlere. elimdeki havuçtan da oldum.
bazı güneşlerin altında erimemek gerekiyormuş.
bazı yerlere de bir daha dönmemek.
13 Mart 2022
gelir miyim
merhaba dostlar, değiştiğim ve sanki içimde bir şeylerin öldüğü günlerden geçiyorum. etrafıma kendi elimle ördüğüm duvarların içinde bir süredir kendi sesimin yankısında yaşamaya çalışıyordum. bazen geçmişe özlem duyup keşkelere sığınırken, yaşanmışın değiştirilemeyeceğini tekrar ve tekrar ördüğüm duvarlar soğukluğuyla hatırlattı. iphone saklama alanı gibi çok çabuk doluyorum bu aralar. başlayalım mı?
çok uzun bir yazı olmayacak. size bu sefer kaybettiklerimden kazandıklarımı anlatacağım klavyenin tuşları yettiğince. iki kez kendimi, bir şirketi, bir şehri ve gençliğimi kaybettim. şimdi bunları nasıl geri dönüştürdüğümü tatlı tatlı anlatıyor olsam da hayatımı siktim genel. yaşanması gerekmiş ve yaşanmış’a bağlıyorum artık her şeyi. üzülmek, kızmak, keşke vs. tatmin etmiyor ve hiçbir şeye yaramıyor. yirmi beş yıldır yaptığımı sandığım birikim kardanmış, bense kardan adam. gördüğüm ilk güneşte eridim ve elimde sadece iki zeytin, bir havuç kaldı. zeytinleri grafik tasarım ve tecrübe olarak görüyorum. havuçsa burnum ve ne yazık kı kaf dağında değil.
özgüvenimin yerle bir olduğu hatta yerin dibinde olduğu çok fazla zaman geçirdim. sokağa adım atmaktan çekinirken koştuğum imkansız hayalleri çok güzel yedirmişim kendime. tedavi başlamadan önce çok sık freni patlamış w12 gibi dümdüz bariyerlere girerdim. kazayı üstlenmez ya asfalta ya arabaya bok atardım. şimdi görüyorum aslında yaptığım hataları. sonra kendine dönüyor işte insan, asfalta arabaya bok attığın gibi kendine saldırmak istiyor. gerçekten çok mücadele ettim ve ördüğüm duvarların içinde savaştım kendi kendimle ve birimiz öldü.
çok dramatize ettiğimi düşünüyorum bazen fakat şu an öyle görmüyorum mesela o dönemleri. insanların bok yemesinden de yorulmuşum çok fazla. gerçekten hep mi ben yanlıştım bu hayatta, hep mi ben hatalıydım. bana bir şans vermediler. hep de ben eksildim en sonunda gerçekten.
içine ettiniz hevesimin. hala daha ingiltereyle ilgili aptal saptal sorgulamalardan bıktım. aynı insanlardan, sürekli aynı konulardan ve sürekli her şeyin aynısından çok sıkıldım. az kaldı bu arada, adım adım ilerliyorum ben. sadece ara sıra dolup buraya koşuyorum. sürekli sitem etmiyorum yani. gerçi niye açıklıyorsam aq nasıl isterseniz öyle algılayın. öyle bir evrildim ki hayatta kalmak için istesem de dönemem geriye.
şimdi bana sorun yeniden, başka güneş altında erir miyim diye veya sorun bir daha gelir miyim diye…
nah gelirim.
