merhaba sevgili okur, bu sefer karşına sadece bir şarkıyla, bir proje ismiyle ya da sadece yeni şarkılarla çıkmayacağımı umuyorum. uzun zamandır içimde dönüp duran, bazen boğazıma takılan, bazen de neyse deyip sustuğum bu hikayenin adını koyacağım. bu başlık ve proje ismi biraz benim hayat özetim gibi. her şey biraz yarım, biraz yarına, biraz da içimde kaldı. şu an bakınca görüyorum ki olmayarak da bir şeyler oluyormuş aslında. dağılmaktan bir dil, eksikliklerden bir karakter, kaybolmaktan bir yön çıkarmışım. başlayalım mı?
benim için bir başarıdır şu anki halim. nereden nereye evrildiğimi, nasıl toparladığımı görenler, bilenler vardır illa. bu projede saf bir başarı hikayesi anlatmak istemiyorum. çünkü başarı hikayeleri çoğu zaman fazla temiz geliyor bana. insanın içindeki kiri, çamuru, utancı, öfkeyi, gece üçte tavana bakarken kurduğu o rezil cümleleri almıyor içine. bazen toparlanmak dediğin şey, tertemiz bir sayfa açmak gibi değil de eski sayfanın kenarına “burada ben vardım” yazabilmek bence. yıllarca yazdığım bloglar, içimden geçip de şarkıya dönemeyen cümleler, yanlış anlaşılmalarım, karakter sandığım benliklerim, susmalar, taşmalar, bir anda dünyanın tepesine çıkıp sonra yatağımda kaybolmalar… bazen kaçtım, bazen büyüttüm, bazen romantize ettim, bazen de nefret ettim. çoğu zaman olmadı ama oldu işte.
olmadı ama oldu, geçmişin içinden kendi sesimi çekip çıkarmak için planladığım bir proje. “bakın neler yaşadım” demek istemiyorum. “bakın, bunlar yaşandı ve geçti.” demek istiyorum. bir anlatı, bir dünya, bir karakter evreni olacak muhtemelen. şarkılar şarkı olsun istiyorum tabii ki, nakaratı güçlü olsun, akılda kalsın, insanın diline takılsın ama aynı zamanda bir ben geçmiş gibi hissettirsin. sanki biri yıllarca sustuktan sonra mikrofona yaklaşmış da “tamam, şimdi anlatıyorum” demiş gibi. ps: seni anlattım gibi olmayacak. böyle bir beklentin olmasın.
olmadı
çocukluk değil belki ama geç fark edilmek. yanlış teşhisler, yanlış kararlar, yanlış insanlara doğru duygular, doğru insanlara yanlış zamanlar. kendi hayatına yetişememek. her şeye geç kalmış gibi hissetmek.
ama
tam düştüğün yerde hâlâ nefes aldığını fark etmek. “bitti” dediğin şeyin aslında şekil değiştirdiğini görmek. çok büyük laflar etmeden, küçük küçük ayağa kalkmak. bazen sadece yataktan kalkmak, bazen beste yapmak, bazen de sadece yazmak.
oldu
mükemmel olduğu için değil. tamamlandığı için de değil. bütün aksaklıklara rağmen bir şeye dönüştüğü için. nasıl başa çıkacağını bilmeyenlere “bak, ben de buradan çıktım” dedirtebilmek belki de. hatta bazen çıkamasa bile bir sözde kendini bulabilmesi. benim için “oldu” dediğim şey, hayatta kalmanın kendi estetiği. yarım kalmış bir şeyin bile iz bırakabilmesi. hayatın bana vermediği şeyi benim sese, görsele, yazıya, karaktere dönüştürmem. biraz da adalet meselesi bu. çünkü insan bazen kendine yapılanları, kendisinin kendine yaptıklarını, yanlış anlaşılmaları, “sen böylesin” diye kesilip atılmaları içinde taşıyor. anlatmazsan bir süre sonra hepsi sana aitmiş gibi duruyor. ait hissetmiyorum.
ben burada kendimi saklamak istemiyorum. bipoları, adhd’yi, dağılmayı, dürtüselliği, tutunmayı, vazgeçmeye yaklaşmayı steril bir dille anlatmak istemiyorum. bunu kontrolsüz bir çıplaklıkla da yapmak istemiyorum. içimi açayım derken kendimi harcamak istemiyorum. bu proje biraz da bunun dengesi, açık olmak ama savrulmamak. gerçek olmak ama kendimi yeniden yaralamamak. o yüzden bu bir “ben delirdim, bakın” projesi olmayacak.
ida da bu dönüşümün tanığı olarak projede olacak tabii ki. bazen benim karşımda, bazen yanımda. varlığı projeye başka bir katman açabileceğini düşünüyorum zira söyleyemediğim şeyleri ona söyletebilirim ya da farklı bir kafada, başka işler çıkarabilirim. bu yüzden olmadı ama oldu, iki sesli bir iç hesaplaşma gibi de olabilir, podcast tadında verseler üzerine de kurabilirim. kusursuz olsun gibi bir gayem yok bu sefer. olduğu kadar.
kusursuz olmasın.
zamanında olmasın.
insanların beklediği gibi olmasın.
benim hayal ettiğim gibi hiç olmasın.
ama olsun.
ufak bir spoiler:
“ben bugün ölmedim, bu da yeter bana.”
sevgiyle.
