kapıldım gidiyorum

merhaba sevgili okur, bu gece bir defterin kapağını kapatırken çıkan o sesle yazıyorum. öyle tok bir ses değil bu. daha çok yıllardır açık kalmış bir pencerenin rüzgarda yavaşça kapanması gibi. bi’ noktada fark ediyosun ama müdahale etmiyosun. zira bazı şeyler müdahale edilince değil, kendi haline bırakılınca biter. başlayalım mı?

zor bir konuşma yaşadım bugün. zor dediğim de kavga gürültü falan değil. insan bazen bağırarak değil de çok sakin konuşarak dağılabiliyor. otuz beş dakika boyunca geçmişin koltuğa oturup karşımda bacak bacak üstüne attığını hissettim. ben bir şey anlattım, o bir şey anlattı, arada zaman cereyan yaptı, çarptı suratıma. bazı cümleler vardı, cümle olmaktan çok eski bir odanın kokusu gibiydi.

bazı konuşmalar cevap almak için yapılmıyor. insanın kendi içindeki yankıyı son kez duyması için yapılıyor. aynı ülkede, aynı sıradanlığın içinde kalsaydık belki her şey bu kadar uzamazdı. bilmiyorum. insan ihtimallerin dürüstlüğüne çok güvenmemeli. çünkü ihtimal dediğin şey, yaşanmamış olayların kendini aklama biçimi biraz. olmadıysa olmamıştır. belki güzel olacaktı, belki daha kötü bitecekti, belki yine aynı cümlelerle başka bir şeyin içine düşecektik. yarınları bizim için öldürdüm bugün. ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına. zira bugünün içinde kalırsam yine aynı yerden kanayacağım. istemiyorum.

insanın yıllarca susup da otuz beş dakikaya sığdırmaya çalıştığı her şey biraz eksik tınlıyor. bazı kelimeler hocam bağzı anlamlara gelmiyor. “anladım” diyorsun, bazen anlamak yetmiyor. doğru kelimeleri, yan yana getirip de bir cümle elde edemiyorsun. otuz beş dakikanın sonunda eksik de olsa söylenmese de bağzı şeyler, anlıyorsun.

yıllardır aynı hikayenin aynı sayfalarını okumuşum gibi hissediyorum. bazen blogda, bazen şarkıda, bazen yürüyüşte, bazen kimseye söylemediğim bir iç çekişte… aslında onu değil de o dönemki kendini arıyor insan. onun yanında kurduğu hayali seviyor. birlikte iyi olma ihtimalini seviyor. bir gün her şey düzelirse geri dönülecek sanılan o masalı da seviyor. sonra, sonra anlıyor işte, aslında o masal çoktan bitmiş. işin kötüsü, masalın bitmesi için kötü birinin olması da gerekmiyor.

kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına diye diye, insan bazen kendi vedasını da yanında taşır. bir gün kapatmak için aradığın o konuşmanın ortasında misafir olduğunu anlarsın. misafirim bugün ben gurbet akşamlarına. insan bazen kendi hayatına misafir gibi oluyor. kahveni koyuyorsun, sigaranı yakıyorsun, telefonu eline alıp bırakıyorsun, sonra tavana bakıp “neler oluyo?” diyosun. şimdi ne olacak? şimdi hiçbir şey olmayacak. bazen en büyük olay hiçbir şey olmamasıdır. mesaj beklememek, açıklama beklememek, geri dönüş beklememek, bir mucize beklememek. insanın kendi içinden çıkıp kendi yanına oturması. “tamam balım, buraya kadar” diyebilmesi. ben bugün biraz bunu dedim. artık bu defterin kapanma vakti. daha fazla kurcaladıkça iyileşmiyor çünkü. bazı yaralar kabuk tutmak için dokunulmamak istiyor. ben yıllarca dokundum. şarkıyla, yazıyla, başka insanlarda arayarak, kendimi kandırarak… ama aynı yere dönüp durmak insanı romantik yapmıyor sevgili okur, sadece yorgun yapıyor. ben çok yoruldum.

benim de bir hayatım var. bunu yazarken bile biraz garip geliyor. sanki uzun zamandır hayatım, geçmişin etrafında dönmekle görevli bir uydu gibiymiş. şimdi yörüngeden çıkma zamanı. ey ufuklar diyorum, yolculuk var yarına.

kısaca sevgili okur; ayrılık görünmüşken, yar tutmasın elimden.

son kez misafirim bugün ben, gurbet akşamlarına.

sevgiyle.

By:

Posted in:


Yorum bırakın