ya tutarsa?

merhaba sevgili okur, yıllardır müziğe dönmek için doğru zamanı bekleyen birinin, doğru zaman diye bir şey olmadığını anlamasının hafif mahcubiyetiyle buradayım. insan tam ve düzgün çıkmak istiyor piyasaya. üstünü başını toparlayacak, yaralarını kapatacak, ses eğitimi alacak, parasını kazanacak, ekipmanını tamamlayacak, sonra da dönüp hayaline “şimdi sıra sende” diyecek. o hayal de o sırada bir köşede oturup bir rakı masasında “abi bi’ zamanlar şarkı yapıyodun, noldu?” sorusuna dönecek. rakı masası uyar da o soru olmaz. olmuyosa olur da tam istediğim vibe’ı sonrasında vermedi. belki ya tutarsa deyip başka şeyler de… neyse. başlayalım mı?

her ihtimal, gerçekleşene kadar eşit derecede mümkündür. gerçekleşmeyen şeylerin dünyasında hepimiz eşitiz. şarkıyı yayınlayıp kimsenin dinlememesi de mümkün, birinin tesadüfen duyup hayatının bir yerine koyması da. yarıda bırakmam da mümkün, yıllardır aradığım müzikal kimliğimi kurmam da. rezil olmam da mümkün, bir gün dönüp “iyi ki başlamışım” demem de. zar henüz yere düşmediyse, her ihtimal mümkün ama ben uzun zamandır zarı elimde tutup ihtimalleri değerlendiriyorum. şöyle atarsam ne olur, böyle atarsam nasıl durur, masanın rengi doğru mu, zar yeterince profesyonel mi, elim kötü mü, insanlar zar attığımı görünce ne düşünür… oyun başlayalı yıl oldu. yüz bin dinlendim amına koyim. o dönemki gibi değil her şey, zira çok şey değişti sosyal mecrada. yine de ne kadar tutabilirsin bir zarı elinde? salladım. iki geldi. bir daha salladım, yine iki geldi. logodaki iki o yüzden. tamamen tesadüfi. işin garip tarafı, müzikten hiç tamamen uzaklaşmadım. şarkılar yazdım, söyledim, kayıtlar aldım. bir şarkıya üç gün boyunca isim düşündüm, başka bir şarkının tek cümlesini altı ay değiştirdim. bazen kendi sesimi dinleyip kapattım. bazen “bu olmuş lan” deyip ertesi sabah hiçbir şey yapmadan yayınladım. bir şeyler ürettim ama ürettiğimi tam anlamıyla ortaya koymadım. kendime müzisyen demeye çekinip müzikten başka her şeyi müziğin etrafına dizdim.

hayatım boyunca yarına bıraktığım şeylerin çoğu yarım kaldı sevgili okur. bazıları gerçekten zamanı olmadığı için, bazıları gücüm yetmediği için, bazılarıysa başlamadığım sürece başarısız sayılmayacağımı düşündüğüm için. insan bazen hayalini korumak için hayalini gerçekleştirmiyor. barba’nın sloganı hayalini yakala’yken, hayalinden kaçan bir şirket kurana dönüşmem ve koyduğum mottodan bu kadar uzaklaşmam üzerine daha sonra detaylıca konuşuruz belki.

hayatımı toparlayınca başlayacağımı düşündüm hep. önce maddi meseleler bitecek, sonra zihnim düzelecek, sonra sound’dan emin olacağım, sonra doğru insanları bulacağım. biri düzelirken ben değiştim, benle birlikte şartlar değişti. ben kendimi yakaladığımda dünya terse döndü. hayatın çok da planlı bir şey olmadığını, bir level yapısı ya da chapter gibi ilerlenen bir şey olmadığını yeni yeni kavrıyorum. acı.

sesimin en iyi hâlini beklemeyeceğim artık. bu ses şu an neyse onunla söyleyeceğim. eksikse eksik, çatlıyorsa çatlasın, peslerde patlıyosa patlasın. her şarkının kusursuz prodüksiyonla doğması gerekmiyor. bazı şarkılar biraz abuk subuk yürüyebilir. seni anlattım gibi bazılarını yıllar sonra duyup utanırım belki. utanayım. insan yaşadığı şeylerden utanabilir ama yaşamadığı şeyleri geri getiremiyor. seni anlattım kayıt mix mastering anlamında en boktan işimdi. minimum 100k dinlendi. şaka gibi. hem ben neden bu kadar korkuyorum, onu da tam bilmiyorum. daha önce şarkı yayınladım. dinlenenler oldu, kendimin bile dinlemediği de oldu. sevilen oldu, benim sonradan sevmediğim oldu. dünya hiçbirinde başıma yıkılmadı. müzik endüstrisi toplanıp hakkımda karar vermedi. spotify genel merkezinden “kardeşim sen bu işi bırak” diye bir tebligat gelmedi. sadece ben, her defasında kendimi biraz fazla ciddiye aldım. sanki tek bir şarkı, bütün hayatımı kanıtlamak zorundaymış gibi davrandım. sanki ilk adımım, yürüyebileceğim bütün yolların hükmünü verecekmiş gibi. oysa bir şarkı yalnızca bir şarkı. bir başlangıç yalnızca bir başlangıç. kötü bir deneme, en azından denemedir.

“her ihtimal, gerçekleşene kadar eşit derecede mümkündür” derken iyi şeylerin kesin olacağını söylemiyorum. bu bir kişisel gelişim cümlesi değil. sektörün bana borçlu olduğu bir başarı da yok. belki istediğim gibi olmayacak. belki aylarca uğraştığım şeyi üç beş kişi dinleyecek. belki bir videoyu paylaştığımda “napıyo bu” dicekler. belki başkalarının sesini kendi sesimden daha çok sevmeye devam edeceğim. ama başka ihtimaller de var. belki yıllardır aradığım şey, hazır olmam değil de gerçekten başlamamdır. belki kendi sesime ancak onu kullandıkça alışacağım. belki yüzüncü kayıtta değil, üçüncü kayıtta “tamam lan” diyeceğim. belki bir kişi duyacak ve o bir kişi şarkının yazıldığı gece kadar yalnız hissedecek. belki ben, yıllar sonra ilk kez kendimi saklamadan bir şey söylemiş olacağım. bunların hiçbiri henüz olmadı. bu yüzden hiçbiri diğerinden daha imkânsız değil.

bugün aldığım karar çok büyük görünmüyor dışarıdan. stüdyo satın almadım, plak şirketi kurmadım, dünya turnesi açıklamıyorum. sadece müziği, sürekli sonrasına bıraktığım hayatın bekleme salonundan çıkarıyorum. elimde ne varsa onunla yapacağım. sesim, gitarım, bilgisayarım, hatalarım, yarım öğrendiklerim, hâlâ çözemediğim teknik meseleler ve hevesim. özellikle hevesim. çünkü insanın hevesini de fazla bekletmemesi gerekiyormuş. önce kapının önünde oturuyor, sonra arada zile basıyor, en sonunda çekip gidiyor. benimki birkaç kez gitti. her seferinde biraz yüzsüzlük yapıp geri çağırdım. sağ olsun yine geldi. o da benim gibi yüzsüz biraz.

müzik kariyerime başlıyorum demeyeceğim. çünkü yeni başlamıyorum. yıllardır çevresinde dönüyorum. kusursuz olmaya değil, bir şeylere dokunmaya çalışacağım.

başaracağıma dair büyük yeminler etmiyorum. kendimi tanıyorum. yarın yine korkabilirim, bir kaydı beğenmeyip bütün gece sövebilirim, şarkının ortasında “ben napıyorum amına koyim” diye durabilirim. fakat korkmakla ertelemek aynı şey değil gibi ya. insan korkarak da devam edebilmeli.

zar artık elimde durmayacak sevgili okur. hangi yüzün geleceğini bilmiyorum. zaten meselenin tamamı da bu. sonucu önceden bilseydik ihtimal diye bir şeye ihtiyaç kalmazdı. hayat bazen kaybetmek, bazen kazanmak, çoğu zaman da ne olduğunu yıllar sonra anlamak üzerine kurulu değil mi biraz?

ben bu kez anlamayı beklemeden yaşayacağım.

her ihtimal, gerçekleşene kadar eşit derecede mümkünse, bu sefer biri mümkün olacak. zar da benim gibi kendini atmıyor.

attım gitti.

ya tutarsa?

sevgiyle.

By:

Posted in:


Yorum bırakın